İslam düşüncesinde iman, rastgele bir inanış değil, kendi içinde muazzam bir mantık ve denge barındıran altı temel esasa dayanır. Bu esaslar; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere (hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine) inanmaktır. Bu altı şart, birbirini tamamlayan bir zincirin halkaları gibidir; birinin eksikliği, zincirin tamamen kopması anlamına gelir.
İlk ve en önemli esas olan Allah’a iman, diğer tüm şartların merkezidir. Evrenin tek bir yaratıcısı, idarecisi ve hakimi olduğuna inanmak, zihni karmaşadan kurtarır. Meleklere iman ise, varlık aleminin sadece gözle görülen maddi dünyadan ibaret olmadığını, perdelerin arkasında nurlu ve itaatkar varlıkların da bulunduğunu kabul etmektir. Bu inanç, insana yalnız olmadığını ve her an gözetim altında tutulduğunu hatırlatarak otokontrol sağlar. Kitaplara ve peygamberlere iman ise Allah’ın insanlığı başıboş bırakmadığının, onlara doğru yolu göstermek için rehberler ve vahiyler gönderdiğinin tescilidir.
Ahiret gününe iman, hayatın adalet terazisidir. Bu dünyada işlenen hiçbir iyiliğin karşılıksız kalmayacağını, hiçbir zulmün de cezasız kalmayacağını bilmek, insana sabır ve umut verir. Ölüm bir yok oluş değil, ebedi bir hayatın başlangıcı haline gelir. Son olarak kadere iman ise, insanın cüz-i iradesiyle elinden geleni yaptıktan sonra, sonuçları Allah’ın sonsuz ilmine ve hikmetine bırakarak tevekkül etmesidir. Bu inanç, insanı başarı anında şımarmaktan, başarısızlık ve musibet anında ise yıkılmaktan korur.
Bu altı esas, bir müminin dünya görüşünü şekillendirir. Evrene, hayata, ölüme ve olaylara nasıl bakması gerektiğini belirler. Her bir şart, insan psikolojisini destekleyen, toplumsal düzeni inşa eden ve bireyi ahlaki olgunluğa ulaştıran birer sütundur. İmanın şartları, kuru bir ezber listesi değil, hayatın her anında tecrübe edilen birer hakikattir.
